20 Maddede İsmail Ateş Resminde Mimari Temsiller

Karmaşık gündemlerin nefes alma arası sanattır. O nedenle sanat yazmayı severim. Bugün Türk resminin ikonlarından Prof. İsmail Ateş'in resim anlayışını çepeçevre yazacağım. Kendisini adeta öğelerine ayırıp hoş bir sanat okuması yapacağım.
11 September 2026 Yaklaşık 17 dk okuma Hüsamettin Oğuz

 

Başlangıçla Batı soyutlama geleneğinin diliyle -geometrik biçim, saf renk yüzeyi, anikonik kompozisyon- kurulmuş bir dünyadır. Ama bu dilin içinden, sanatçının kendisinin de tam olarak açıklayamadığı bir başka ses sürekli sızar: mimarinin sesi. Cami kubbesinin oranı, bir avlunun sessizliği, bir pencerenin ışığı süzüşü, bir kervansarayın içe kapalı düzeni -bunların hiçbiri Ateş'in tuvallerinde doğrudan resmedilmez, ama hepsi orada, biçimlerin ve renklerin arasında, sezgisel bir kültürel bellek olarak dolaşır. Bu yazı, İsmail Ateş'in resminde mimarinin yirmi farklı görünümünü, izini, çağrışımını bir araya getirir. Amaç, sanatçının yapıtlarını bir mimari kılavuza indirgemek değil; tam tersine, soyut bir resim dilinin, hiç niyet edilmeden, nasıl bir toprağın, bir tarihin, bir yapı geleneğinin taşıyıcısı olabileceğini göstermektir. Yirmi madde, birbirinden bağımsız birer pencere gibi okunabilir; her biri, Ateş'in resmiyle mimari düşünce arasındaki ilişkinin farklı bir katmanını aralar.

 1. Bilinçdışı Bir Miras

Ateş'in resmiyle mimari arasındaki ilişkiyi anlamanın ilk koşulu, bu ilişkinin bilinçli bir tasarım kararı olmadığını kabul etmektir. Sanatçının kendisi, resimlerinde sezilen cami, medrese ya da kervansaray çağrışımlarının özel bir yönelimle kurulmadığını, bunların kültürel bilinçaltının kendiliğinden bir dışavurumu olduğunu belirtir. Bu itiraf, aslında yorumcuya geniş bir alan açar: mimari burada bir alıntı ya da referans değil, doğduğu topraklarda büyüyen bir gözün kaçınılmaz mirasıdır. Bir sanatçı, hangi dille eğitim görürse görsün, ilk gördüğü pencere kafesini, ilk girdiği avluyu bir yerde taşır; bu taşınan şey, çoğu zaman elin, oranın, dengenin nasıl kurulacağına dair sezgisel bir alışkanlık olarak resme sızar.

 2. Cami Mimarisinin Sessiz Geometrisi

Osmanlı ve öncesi Anadolu-İslam mimarisinin cami, medrese gibi büyük yapılarında geometrik soyutlama, yüzyıllar boyunca arıtılmış, özüne indirgenmiş bir dile dönüşmüştür. Kubbenin altındaki büyük boşluk, payandaların ritmik tekrarı, revakların art arda dizilişi; figürden tamamen arınmış, saf biçim ve oranla kurulmuş bir görsel düzenin ürünüdür. Büyük, düz renk alanlarının birbirini karşılıklı tamamlayışı ve boşluğun da bir biçim kadar "dolu" sayıldığı bu kompozisyon anlayışı, bu mimari mirasla aramızda kurulabilecek bir akrabalığın izini taşır. Bu, doğrudan bir kopya ilişkisi değildir; daha çok, bir coğrafyanın binalarını görmeden büyüyemeyen bir gözün, farkında olmadan taşıdığı bir oran duygusudur.

 

3. Pencere ve Işık İlişkisi

Doğu mimarisinin en can alıcı meselelerinden biri pencere-ışık ilişkisidir. Anadolu'nun geleneksel yapı anlayışında dış cephe genellikle sade ve çekingendir; asıl zenginlik içeride saklıdır. Pencere, bu iç-dış ayrımının en hassas noktasında durur: ışığı süzerek, kırarak, evcilleştirerek içeri alan bir aracıdır. Ateş'in resminde ışığın bir kaynaktan yayılan doğal bir olgu olarak değil, renk yüzeylerinin kendi aralarındaki gerilimden doğan bir etki olarak ortaya çıkması bu geleneği hatırlatır. Bir kırmızının yanına konan bir sarı, sanki bir duvarın arkasından süzülen ışık gibi davranır; doğrudan gösterilmez, ama varlığı hissettirilir.

 

4. Kubbe, Küp, Dikdörtgen: Yükselen Formlar

Ateş'in kompozisyonlarının alt bölümlerinde beliren kubbe, küp, dikdörtgen ve dik açılı yükseltiler, tuvalin bütününe adeta mimari bir iskelet kazandırır. Bu formlar, resmin alt katmanlarında bir temel, bir zemin duygusu yaratırken, üst katmanlardaki daha akışkan renk alanlarıyla bir gerilim kurar. Tıpkı bir yapının taşıyıcı sisteminin gözle görülmeden binanın bütününü ayakta tutması gibi, bu geometrik yükseltiler de kompozisyonun görünmeyen iskeletini oluşturur. Sert köşelerin yumuşak renk geçişleriyle dengelenmesi, mimari kesinlikle resimsel akışkanlığın aynı yüzeyde bir arada var olabileceğini gösterir.

 

5. Renklerin Mimarisi: Mekân Kuran Yüzeyler

Bir mimarın işi, boş bir hacmi insanın içinde "yer" duygusu yaşayacağı biçimde düzenlemektir. Ateş'in resminde renk, tam olarak bu işlevi üstlenir. Büyük renk yüzeyleri, bir yapının duvarları gibi mekânı sınırlamaz, ama onu tarif eder; sonsuzluk, derinlik, uzaklık, açıklık gibi mekânsal duyumları renk aracılığıyla inşa eder. Bu, yapıların değil, mekânı tarifleyen bir kurgunun mimarisidir. Nasıl ki asıl mimari, yaşanan mekâna anlam ve düzen kazandıran bir kurgu ise, Ateş'in tuvallerinde de renkler dolayısıyla benzer bir mekân bilinci ortaya çıkar.

 

6. Peyzajın Zemini, Mimarinin Fonu

Ateş'in resimlerinde büyük yüzey boyamaları, bir tür peyzajın ana zeminini, fonunu yaratır. Bu peyzaj kurgusu, aslında mimarinin çevresel bağlamla kurduğu ilişkiye benzer bir mantıkla işler: bir yapı, kendi imgesel varoluşuyla çevresindeki atmosferi de yönlendirir. Ateş'in resimlerinde de zemin oluşturan renk alanları, önlerinde ya da üzerlerinde yer alan geometrik elemanlarla birlikte, bir "mimari peyzaj" duygusu kurar. Figürden arındırılmış bu saf biçimli peyzajlar, gerçek bir yapının değil, yapı olma fikrinin resimsel bir yankısı gibi belirir.

 7. Kervansaray, Han, Hamam: İçe Kapalı Yapılar

Doğu'nun han, hamam, kervansaray gibi yapıları dıştan bakıldığında kapalı, suskun, hatta anlamsız görünen düz duvarlarla çevrilidir; oysa bu duvarların ardında avlular, revaklar, yoğun bir yaşamın bütün katmanları saklıdır. Ateş'in resimlerinde de kesin çizgilerle çevrelenen, ilk bakışta ketum görünen kompozisyonların altında benzer bir zenginlik sezilir. Resmin sakin yüzeyinin altında bir gerilim, bir bekleyiş, bazen bir ağırlık taşıdığı hissedilir -tıpkı dışarıdan sade görünen bir kervansarayın içinde yoğun bir hayatın sürmesi gibi.

 8. Mimari Kesinlik: Cetvelle Çizilmiş Gibi

Mimari projelerin en belirgin özelliği, hata kabul etmeyen bir matematiksel kesinlik taşımalarıdır. Ateş'in resimlerindeki kareler, üçgenler ve dikdörtgenler de benzer bir titizlikle, adeta cetvelle çizilmiş gibi işlenir. Bu kesinlik, geleneksel resimde figürü mekândan ayıran kontur çizgilerinin netliğine benzer bir işlev görür, ama burada salt soyut biçim adına gerçekleştirilir. Sanatçının geometrik plastisiteyi öne çıkarma çabası, mimari çizimin gerektirdiği o hatasız, tavizsiz disiplinle aynı köke dayanır.

 9. Altın Oran ve Ortak Matematiksel Temel

Sanatta altın oran kuralı, geometrik biçimlerin çizim aracılığıyla sanata yansıması, mimarlıkla resmin ortak temellere sahip olması gibi göstergeler, matematiğin sanatla buluştuğunu gösteren başlıca örneklerdir. Ateş'in yapıtlarında güneşe, dağa, piramide, yelkenli tekneye benzer cisimler kare, üçgen ve dikdörtgen gibi geometrik şekillere dönüşerek soyutlaşır. Bu dönüşüm, mimarinin de kendi disiplininde aradığı şeyle aynı köktedir: doğadaki oranı, insan aklının kavrayabileceği bir düzene indirgemek.

 10. Vedat Dalokay ve İslamabad Cami Benzetmesi

Ateş'in resminde mimari parçalama ve soyutlama öğelerinin Doğu mimarisiyle kurduğu ilişki, somut bir örnekle de anılabilir: Vedat Dalokay'ın Pakistan'da inşa ettiği İslamabad Kral Faysal Camii'nin mimarisiyle Ateş'in resmi arasında bir akrabalık kurulabileceği düşünülür. Cami mimarisindeki soyutlamaların zaman içinde olgunlaşarak evrim geçirmesi, bu ilişkiyi çağrıştırır. Sanatçı bu etkilerin nereden resmine girdiğini bilmediğini, cami ya da minare figürüne özel bir ilgi duymadığını, bu benzerliklerin tamamen kendiliğinden oluştuğunu belirtir.

 11. Simetri: Avlu ve Şadırvan Düzeni

Osmanlı avlu mimarisinde, bir şadırvanın etrafında dönen revakların ya da bir caminin son cemaat yerinin genellikle simetrik bir düzen izlemesi, dinî bir disiplinin, bir denge ve teslimiyet duygusunun mimari karşılığıdır. Ateş'in 1990'ların ilk yarısında kısa süreliğine denediği simetrik kompozisyonlar -tablonun sağ ve sol yarısının birbirinin aynası gibi kurgulanması- bu mimari denge arayışıyla akraba bir dinginlik taşır. Simetri, burada da tıpkı bir avlu düzeninde olduğu gibi, izleyiciyi bir eksen etrafında durağanlaştıran bir huzur vaat eder.

12. Asimetri: Çarşının Organik Büyümesi

Külliyenin çevresinde yer alan çarşı, han, dükkân gibi gündelik yapılar ise çoğu zaman organik, asimetrik, ihtiyaca göre büyüyen bir düzensizlik taşır. Ateş'in resminde asimetrinin baskın kompozisyon ilkesi olması -özellikle 1980'lerin sonuna kadar süren dönemde- bu gündelik mimari mantıkla örtüşür. Kutsal olanın simetrisi ile gündelik olanın asimetrisi arasındaki tarihsel gerilim, sanatçının kimi tuvallerde dingin bir denge, kimilerinde ise gerilimli bir dengesizlik kurmasında yankısını bulur.

13. Karyatit Metaforu: Renk Sütunları

Antik mimaride karyatitler, bir yapının çatısını ya da saçağını taşıyan, insan biçimli taşıyıcı sütunlardır. Ateş'in resminde renk alanlarının tuvali boydan boya, âdeta hayali sütunlar gibi taşıma işlevi üstlenmesi, bu mimari metaforla düşünülebilir. Renk, burada salt bir yüzey unsuru değil, kompozisyonun bütününü ayakta tutan, onu bir arada tutan yapısal bir eleman gibi davranır. Bu, rengin mimari bir görev üstlenebileceğinin, salt dekoratif olmaktan çıkıp taşıyıcı bir işleve bürünebileceğinin bir göstergesidir.

 14. Selçuklu Taş İşçiliği ve Doku

Divriği Ulu Camii'nin taç kapısında, Selçuklu türbe ve kümbetlerin gövdelerinde karşımıza çıkan yıldız-sekizgen örgüler, taşın sertliğine rağmen dokunmuş bir kumaş inceliğiyle işlenmiştir. Bu bezemelerde ışığın taşın kabartma yüzeyine düşüş açısına göre değişen gölge oyunları, günün farklı saatlerinde farklı bir görüntü ortaya çıkarır. Ateş'in tuval yüzeyinde kalın fırça darbeleriyle oluşturduğu doku katmanları da benzer bir işlev üstlenir: izleyici konum değiştirdikçe, boyanın kabarık yüzeyinde mikro düzeyde bir gölge-ışık diyalektiği belirir.

 15. İznik Çinisi ve Sonsuzluk Kurgusu

İznik çinilerindeki altıgen ve sekiz kollu yıldız motifleri, kompozisyonun kenarlarında kesilerek devam ediyormuş hissi verecek şekilde tasarlanır; göz, çerçevenin dışına taşan, başlangıcı ve sonu belirsiz bir örüntüyle karşılaşır. Ateş'in bazı tuvallerinde de benzer bir strateji sezilir: renk alanları kenarda kesin bir sınırla değil, resmin dışında da sürüyormuş gibi bir belirsizlikle son bulur. Bu, çini ustasının sonlu bir yüzeyde sonsuzu temsil etme çabasının resimsel bir yankısı gibi okunabilir.

 16. Hüsn-i Hat: Yazının Mimarisi

İslam kaligrafisinde, özellikle Küfi yazı stilinde harfler neredeyse mimari bir yapıya, bir örgüye dönüşür; yazı, yalnızca bir anlam taşıyıcısı değil, kendi başına bir görsel mimaridir. Ateş'in tuvallerinde biçimlerin genellikle nesnelliğini yitirip bir çizgiye, bir ritim birimine indirgenmesi, aynı zihniyetin resim düzlemindeki bir uzantısı gibi görünür. Kûfi yazının geometrik sertliğinden talik yazının akışkan zarafetine uzanan bu gelenek, Ateş'in resminde de sert geometrik bölmelerle yumuşak renk lekelerinin bir arada var olmasına zemin hazırlar.

17. Doğu'nun İçe Dönük Cephesi

Batı mimarisinde cephe çoğu zaman dışa dönük bir gösteriye, bir temsile hizmet ederken, Doğu'nun geleneksel yapı anlayışında zenginlik içeride saklıdır. Bu, oryantalist bir bakışın çoğu zaman kaçırdığı bir inceliktir: mesafeler açılsa da, binalar dağılsa da, ortamın iç enerjisi bütün görüntüyü toparlayabilecek bir olgunluğa sahiptir. Ateş'in resimlerinin dışarıdan soğuk, mesafeli görünen geometrik disiplini de benzer bir içe dönüklük taşır; sakin yüzeyin ardında, dikkatli bakan izleyici için yoğun bir varoluş sezilir.

18. Neo-Geo ve Endüstriyel Şema

Ateş'in geometrik dili yalnızca tarihi mimariyle değil, yirminci yüzyılın endüstriyel mimari şemalarıyla da bir alışveriş içindedir. 1980'lerde beliren Neo-Geo akımı, geometrik biçimi artık saf bir estetik düzenin değil, şehrin, fabrikanın, iletişim ağının bir işareti olarak ele almıştır. Ateş'in tuvallerindeki doğru çizgiler, kareler ve dikdörtgenler, bu çifte anlamlılığı taşır: bir yandan gözün doğada gördüğü ufuk çizgilerini çağrıştırırken, öte yandan bir mühendislik çiziminin ya da bir şehir planının soyutlanmış hâli gibi de okunabilir.

 19. Mimarlık: Mekâna Anlam Kazandıran Kurgu

Asıl mimarlık, yaşanan mekâna anlam ve düzen kazandıran bir kurgudur; bir yapı, işlevi ve estetik değeri çevresindeki her şeyi kendi imgesel varoluşunca yönlendirir. Ateş'in resmi de gerçek bir yapı inşa etmese bile, aynı kurucu mantıkla çalışır: renk, geometrik biçim ve boşluk bir araya gelerek izleyiciye bir "mekân duygusu" -bir giriş, bir merkez, bir sınır algısı- kazandırır. Bu bakımdan Ateş'in tuvalleri, taş ve harçla değil, renk ve oranla inşa edilmiş küçük birer mimari önerme gibi okunabilir.

 20. Batı Eğitimi, Doğu Sezgisi: Köprünün Çocuğu

Ateş'in sanat eğitimi süreçleri Batı resim geleneğine dayanır; Mondrian, Malevich, Kandinsky, Rothko onun bilinçli kaynaklarıdır. Ama onun sanatında Doğu mistisizminin ve mimarisinin esprisi göz ardı edilemez. Sanatçı, bu iki dünyanın buluştuğu köprünün çocuğudur: elinde Batılı bir soyutlama dili taşırken, gözünde ve elinde doğduğu topraklarda büyümüş bir mimari belleği barındırır. Yirmi madde boyunca izlediğimiz bu mimari izler, sanatçının bilinçli bir programı değil, tam olarak bu köprü konumunun kaçınılmaz bir sonucudur.

Bitirirken

İsmail Ateş'in resminde mimari, hiçbir zaman bir bina, bir kubbe ya da bir kemer olarak karşımıza çıkmaz; çünkü sanatçı figürü ve doğrudan temsili tamamen dışlayan anikonik bir dille çalışır. Ama yukarıdaki yirmi madde boyunca görüldüğü gibi, mimari, resmin derinliklerinde bambaşka bir biçimde var olmaya devam eder: bir oran duygusu olarak, bir ışık-gölge ilişkisi olarak, bir simetri-asimetri diyalektiği olarak, bir mekân kurma iradesi olarak. Cami kubbesinin sessiz geometrisinden İznik çinisinin sonsuzluk kurgusuna, Selçuklu taş işçiliğinin doku duyarlılığından Neo-Geo'nun endüstriyel şemasına uzanan bu geniş yelpaze, Ateş'in resmini tek bir kaynağa indirgemenin ne kadar yanıltıcı olacağını da gösterir. Sanatçının kendisinin de ısrarla vurguladığı gibi, bu mimari akrabalık bilinçli bir alıntı değil, kültürel bir bilinçaltının kendiliğinden dışavurumudur. Belki de tam bu yüzden, Ateş'in tuvalleri karşısında duyulan o tanıdıklık hissi -sözle ifade edilmesi güç ama kesinlikle var olan bir aşinalık- bu görünmez mimari mirastan kaynaklanır. Resim, bir yapı inşa etmez; ama bir yapı geleneğinin, yüzyıllar boyunca bir toprakta biriken oran, ışık ve denge bilgisinin, tuval üzerinde sessizce yeniden vücut bulmasına izin verir.