Ancak Türkiye’yi benzer
destinasyonlardan ayıran çok önemli bir fark vardır.
Türkiye yalnızca turist alan bir ülke
değildir. Aynı zamanda onlarca yıl önce yurt dışına gönderdiği emeğin,
sermayenin ve kültürel birikimin her yıl geçici olarak geri döndüğü bir
ülkedir. Başta Almanya olmak üzere Avrupa’ya giden iş gücünün bugün milyonlara
ulaşan ikinci, üçüncü ve dördüncü kuşakları yaz aylarında Türkiye’ye
dönmektedir. Bu hareket klasik anlamda turizm değildir; bu bir mevsimsel geri
göçtür.
Bu kitlenin özelliği şudur:
Otel müşterisi değildir çoğu zaman. Aile
evinde kalır. Uzun süreli konaklar. Gayrimenkul yatırımı yapar. Araç alır.
Düğün yapar. Sağlık hizmeti alır.
Yani ekonomik etkisi derindir ve
yüzeysellikten uzaktır. Daha da önemlisi, bu diaspora kitlesi iki ülke arasında
yaşayan bir köprüdür. Hizmet kalitesini kıyaslama kapasitesine sahiptir.
Altyapıyı, dijitalleşmeyi, çevre düzenini, belediye hizmetlerini Avrupa
standartlarıyla ölçer. Bu nedenle aslında Türkiye için doğal bir kalite denetim
mekanizmasıdır.
Eğer destinasyon yönetimi bu gücü
stratejik olarak görmezse büyük bir fırsat kaçırır.
Turizm politikaları çoğu zaman yalnızca
“yabancı turist sayısı” üzerinden okunur. Oysa Türkiye’nin farklı gücü
diasporadır. Bu kapasite doğru analiz edilirse:
Ulaşım planlaması daha gerçekçi yapılır.
Yaz döneminde kamu hizmetleri buna göre
organize edilir.
Gayrimenkul ve kira baskısı daha
sağlıklı yönetilir.
Kültürel bağ güçlendirilir.
Ülke imajı gönüllü elçiler aracılığıyla
yayılır.
Ancak merkezi otoritenin tek taraflı
strateji belgeleriyle bu denge kurulamaz. Turizm çok aktörlü bir yapıdır.
Belediyeler, yerel halk, özel sektör, STK’lar ve merkezi yönetim aynı masa
etrafında buluşmadan gerçek bir destinasyon yönetimi mümkün değildir.
“Ben yaptım oldu” anlayışıyla kalite de
verimlilik de sağlanamaz.
Kalite; ziyaretçinin memnuniyeti kadar
yerel halkın huzurudur.
Verimlilik; aynı kaynaktan daha yüksek
katma değer üretme becerisidir.
Eğer bir destinasyon daha fazla
ziyaretçi alıyor ama kişi başı gelir artmıyor, altyapı zorlanıyor ve sosyal
memnuniyet düşüyorsa, orada büyüme vardır ama gelişme yoktur.
Türkiye’nin turizmdeki yeni dönem
stratejisi, yalnızca yabancı turist sayısını artırmaya değil; mevsimsel nüfus
hareketlerini — hem dışarıdan geleni hem de diasporanın geri dönüşünü —
bütüncül biçimde yönetmeye odaklanmalıdır.
Çünkü Türkiye’nin turizmdeki gerçek gücü
sadece sahilleri değil, insan hareketliliğidir.
Turizm göçtür.
Türkiye’de ise hem gelen göçtür hem geri
dönen göçtür.
Yönetilirse stratejik avantajdır.
Yönetilmezse dönemsel baskıdır.
Kaynak: https://www.turizmgazetesi.com/