Seher Özen Karadeniz / fullantalya
“Çok satan değil de çok kişi tarafından okunması gereken bir liste oluşturmaya çalışıyorum.
- - Eskiden gazetelerin kültür-sanat sayfalarında kitap eklerinde, kitap dergilerinde haftanın ya da ayın çok satan kitap listeleri olurdu. Biz de oradan esinlenerek Zuzu Kitap ve Kitap Kurdu Sahaf’ın desteği ile takipçilerimizle kitap listeleri paylaşmak istedik. Sağ olun siz de desteğinizi esirgemediniz. Listeleri nasıl hazırlıyorsun?
Şehmus Ay: Öncelikle böyle bir çalışmaya beni de dahil ettiğiniz için çok mutluyum. Çünkü okuma ve kitapla ilgili deneyimleri paylaşmak kadar beni mutlu eden başka bir şey yok hayatta. Aslında bu listeleri oluştururken eskisi gibi çok satan, çok okunan değil de okunması gereken, herkesin kitaplığında olmasını istediğim, arzuladığım kitapların listesini oluşturmaya çalışıyorum. O nedenle de belki biraz öznel bir liste, çok objektif bir liste değil. Objektiften kastım; eskiden kitap mağazaları vardı, hangisinde hangi kitap çok satmış bunlara ilişkin datalar oluşturuluyordu. Bu bilgiye ulaşabiliyorduk. Fakat şimdi böyle bir bilgi yok elimizde, kitapçıların kahir ekseriyeti kapandı. Çoğu online ve verileri takip edilemiyor. Dolayısıyla kitaplarla çok güçlü bağı olan insanların okura kendi deneyimlerinden hareketle bir liste önermesi bana kitapla iyi bir ilişki için anlamlı bir yöntem gibi geldi.
Bu
nedenle çok satan değil de çok kişi tarafından okunması gereken bir liste
oluşturmaya çalışıyorum. Antalyalı okurların çoğunun bu listeden haberdar
olduğunu, bu listelerdeki kitaplara yakın kitaplar okuduğunu görüyorum. Okuma
listelerinde edebiyat; roman, şiir her zamanki gibi birinci sırada, öte yandan
günümüzde psikoloji alanına ilişkin kitaplara da çok fazla ilgi var. Dikkatimi
çeken başka bir konu şu: inanılmaz bir tiyatro merakı gelişmiş. Tiyatroya olan bu yoğun ilgi insanların
kitaplarla yeniden ilişkilenmesinin araçlarından birisi haline geliyor. Bazen
bir kitaptan esinlenerek sahneye konmuş bir oyun oluyor ya da oyunlarda pek çok
edebi esere referanslar yapılıyor. Bunlar da okurun kitaba dönmesine vesile
oluyor.
- - Kitapla Antalyalının ilişkisi nasıl?
Şehmus
Ay: Antalya'nın
birçok şehre göre daha çok avantajı var çünkü çok sayıda okumuş emekli yaşıyor.
Hem yazar, sanatçı, aydın, ressam hem de farklı meslek gruplarından eğitimli
çok sayıda kişi emekli olup buraya yerleşmiş. Aynı zamanda öğrenci kenti, beş
üniversite var.
Bu
açıdan Antalya kitapla bağı güçlü olan bir şehir. Ancak özellikle son yıllarda
çağımızın genel bir sorununu Antalya da yaşıyor. İnsanların kitapla ilişkisi
bozuldu. Bunun iki sebebi var: Bir ekonomik hatta birinci sebebi ekonomik,
ikinci sebebi de insanların dikkatini çalan sosyal medya, gündelik
koşuşturmalar, siyasal gündemin yarattığı kaotik ortam.
Kitapların
hem üretimi çok yüksek bir maliyete dönüştü hem de satın alma sürecinde
insanların ihtiyaç listesinde gerilere düşmeye başladı. Eskiden ben kendim bile
kazandığımın her zaman neredeyse 4'te 2'sini bazen 4'te 3'ünü -biraz da
abartarak- kitaba ayırırdım. Yeni hangi kitap çıkmışsa almak isterdim. Şu an
ben bile bu ekonomik şartlarda kısıtlamaya gitmek zorunda kalıyorum. Ekonomik
şartlar bunu gerektiriyor. Özellikle yeni kitaplar insanların ekonomisini
zorluyor. Yeni bir kitap çıkmış diye konuşuluyor. “Valla alamam bu ay ancak
denk getirebileceğim,” diyorlar. Hatta öğrenciler geldiğinde ihtiyaçları olan
kitaplara güçleri yetmiyorsa çoğu zaman biz Zuzu'da hediye ediyoruz. Çünkü kitapla
kurulan ilişki çok özel, kitap okumaksa çok öznel bir deneyim. Bilgi edinmek
için bin tane yol var. Gidersin bilen birinden öğrenirsin, ansiklopediyi
karıştırırsın, internet var, günümüzde yapay zeka var. Bunların hepsi sana
uçsuz bucaksız bilgi kaynağı ama kitapla kurduğun ilişkide yaşadığın deneyimi,
hazzı, mutluluğu başka hiçbir şey veremez insana.
Kitaba
karşı ilgide bir azalma görülse de bir yayıncı olarak yine de insanların
içindeki o kitap aşkının, kitap tutkusunun bitmediğini görüyorum, her defasında
tanık oluyorum. Bunu da ikinci el kitapta görüyorum. İkinci el kitaplar daha
ucuz, daha ekonomik olduğu için oraya bir yönelim var.
Yukarıda
da belirttiğim gibi dikkat hırsızı bir çağda yaşıyoruz. Hem dünyada hem
ülkemizde. Dikkatimiz o kadar çok çalınıyor, çeliniyor ki insanlar bırak kitap
okumayı basit bir makaleye bile odaklanamıyor.
- - Evet bu da ciddi bir sorun. Benim son
günlerdeki en büyük sorunum.
Şehmus
Ay:
Zaman zaman aklımdan “kitap okumaya nasıl dönülür” başlıklı bir gönüllü kurs
açmak geçiyor. Sırf yeniden kitap okuma nasıl yapılır meraklılarına anlatmak
istiyorum. Nasıl yapacağız? Kiminle yapacağız?
Şu an kestirmiyorum, sadece bir düşünce.
Dünyada
Bibliyoterapi diye bir kavram var. Kitap terapisi. Bizim dert dediğimiz şeylere
bile kitapla yine derman bulabileceğimize inanıyorum.
“Günümüzde hayatı anlamlı kılmanın en güçlü yolu; okumaktan, sanattan ve şiirden geçer.
-
“Dert dediğimiz şeylere kitapla derman
buluruz” dediğin için tam bu noktada şunu sormak istiyorum. Geçtiğimiz ay
gerçekleştirilen okul saldırıları sonrası pek çok sanatçı, yazar - Şükrü Erbaş
da bunlardan biriydi- sosyal medya paylaşımlarında sanatın her türünün
çocukların, gençlerin gelişimindeki etkisine vurgu yaptı. Sen ne dersin?
Şehmus
Ay:
Kesinlikle katılıyorum. Çünkü sanatla, edebiyatla, kitapla, şiirle, resimle,
müzikle bağı kopmuş insan her türlü tehditkâr pozisyona düşebilir. Yani her
türlü insanı tehdit eden, toplumun kendisini de
tehdit eder. Burada tehdidi sadece madde kullanımı, silah, saldırı
anlamında kullanmıyorum. Topluma hiçbir şey katmamak da bir tehdit. Ailene,
çevrene, kendine bir şey katmıyorsun. Yüzeysel bir hayat yaşıyorsun. Bu bile
insanın kendine ve yaşadığı topluma zarardır.
Bu
açıdan baktığımızda; bu dünyada bu dünyayı anlamlı yaşayabilmek, yaşadığımızın
farkına varabilmek, yaşadığımızın hazını, acısını, öfkesini neyse artık bütün o
deneyimleri, duyguları gerçekten duyumsamak için sanatın bütün türlerinden
faydalanabilmeliyiz, faydalanmalıyız. O zaman belki hem toplum olarak hem de
birey olarak kendimizi daha iyi bir noktada konumlandırabiliriz. Aksi halde çok
zararlı şeylere yöneliniyor. Uyuşturucu bağımlılığı çok yükseliyor mesela.
- - Madde kullanım yaşının ilkokula kadar
indiğini sıklıkla duyar olduk zaten.
Şehmus
Ay:
Çünkü insanlık, hayatı değerli ve anlamlı kılacak o kadim yolu bugün ne yazık
ki kaybetti. Bu anlamı yeniden inşa edebilmek için sanat, edebiyat, şiir ve
müzik bizlere hâlâ en büyük pencereleri aralamaktadır. Belki de bunlar, insanı
gerçekten 'insan' kılan asıl uğraşlardır. İlk atalarımız olan
avcı-toplayıcılar; o uçsuz bucaksız gecelerde, ateş başında birbirlerine
masallar, mitler ve hikâyeler anlatarak gelişmiş; bu anlatılar sayesinde var
olup insana dönüşmüşlerdir. Bugünkü zihinsel formumuza ulaşmamızda dilin hayati
bir rolü vardır. Anlatı, hikâye ve mitler; bugün 'sanat' ve 'edebiyat'
dediğimiz devasa ağacın en derin köklerini oluşturur.
Dolayısıyla günümüzde hayatı anlamlı kılmanın en güçlü yolu; okumaktan, sanattan ve şiirden geçer. Sanat, ilk çağlarda insanların dertlerine nasıl derman olduysa ve çözemedikleri gizemlere/sorunlara bir anahtar sunduysa; bugün de aynı işlevi görmektedir. Modern zamanın tüm imkânlarına ve her şeye kolayca erişebilme gücümüze rağmen, temel 'yaşamı anlamlandırma' sancımızı dindirecek tek çareyi yine sanatta buluyoruz.
- - Geçtiğimiz aylarda Türkiye Yazarlar
Sendikası'nın Antalya Temsilciliği açıldı. Sen de onun üyelerinden birisin. Ne
gibi çalışmalarınız olacak Antalya'da? Bunlardan belki biraz bahsedebilirsin.
Şehmus Ay:
Türkiye Yazarlar Sendikası, Aziz Nesinlerden Yaşar Kemallere uzanan köklü
geçmişiyle bugünlere ulaşmış, çok kıymetli bir mirasa sahip bir kurumdur.
Ülkemizin aydınlanma mücadelesi, kitap kültürü, entelektüel birikimi ve
sanatıyla kopmaz bağları olan bu yapıya, Antalya temsilciliği açılır açılmaz
üyelik başvurumu yaptım. Dostumuz Nusret Gürgöz’ün öncülüğünde hayata geçen bu
temsilcilik çok kıymetli. Keşke her şehirde, hatta her kasabada edebiyatla
uğraşan yazarlar bu tür kurumlar kursa; kentin sanat dünyasıyla ve hayatı
canlandırma potansiyeli taşıyan bireylerle bağ kurarak çeşitli faaliyetler
gösterse. Bu, toplumsal gelişim için çok yararlı olacaktır. Şu an Antalya’da
adımlarını sağlamlaştıran TYS; önümüzdeki dönemde yerel yönetimler,
kültür-sanat dernekleri ve yazan-çizen insanlarla buluşmayı planlıyor. Daha
detaylı bilgi edinmek istersen, Antalya’daki temsilcilikle de bir görüşme
yapabilirsin.
- - Elbette, benim de aklımda...
“Kitap kulüplerini kitabın geleceğini kurtaracak olan çabalardan birisi olarak görüyorum.”
-
Kitap kulüpleri için ne söylersin?
Ülkemizde, kentimizde ve hatta dünyada da çok popüler. Online olanlar olsun, yüz yüze olanlar olsun
edebiyata, kişinin sanatla hayatı anlamlandırma çabalarına katkısı üzerine
neler söylersin?
Şehmus
Ay:
Ben çok keyif alıyorum. Antalya'da da İstanbul'da da kitap ve okuma kulüpleri
kurmuş olan tanıdıklarım var. Tanık olduklarım da çoğunlukla kadınlar. Bu beni
daha da mutlu ediyor. Çünkü burada da kadın bir kültür taşıyıcısı rolü oynuyor.
Yani toplumun genel olarak unutmaya terk ettiği ya da yavaş yavaş elini eteği
çektiği, belki de görünmez kılmaya başladığı bir kurum, okumak, edebiyat, kitap
kadın eliyle yeniden canlanıyor, hayat buluyor. Benim tanık olduğum kulüplerin
çoğu kadınlar tarafından kurulmuş, üyelerinin çoğunluğu kadın. Nereden
biliyorum; Zuzu Kitap’tan kitap alıyorlar.
Geçen hafta İzmir'den bir kitap kulübü, Tarık Günersel'in “Merhaba
Nietzsche” kitabından 20 tane sipariş verdiler. Şaşırdım. Önce kitapçı
zannettim konuşunca, “İzmir'de bir kitap kulübüyüz,” dediler. O kadar mutlu
oldum ki, dedim size hediye edeyim, kabul etmediler. Her ay belli aralıklarla
böyle bir kitap alıyorlar gündemlerine, okuyorlar, tartışıyorlar. Zaten bu tür
şeyler de olmasa, hepten umutsuzluğa kapılıp şuradan – Kadın Yarı’ndan söz
ediyor- denize atarız kendimizi.
Bu
kulüpler bana çok umut veriyor. Çok mutlu ediyor. Çok da görünür olmak arzusu,
endişesi olan insanlar da değil, onlar sadece kendi aralarındaki o grubun
sinerjisiyle yaşıyorlar. Çok organik bir örgütlenme. Kendiliğinden oluşuyor.
Çoğu zaman kitap tutkusu olan birisi öncülük ediyor. Benim gördüklerimi
söylüyorum, belki daha farklı örgütlenenler de var. Sonra etrafında kitapla
bağlı olan insanları topluyor ve belli aralıklarla belli türden bir kitap
okuyorlar ya da belli bir yazarın kitabını. Orhan Kemal okuyalım, ya da ne
bileyim, Yaşar Kemal okuyalım diyorlar. Bu çok müthiş bir şey
-
Zaman zaman bu kulüpler için şey diyorlar,
çok fazla oldu, işte şöyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar. Orada asıl olan, kitap
zaten çok özel bir şey nesne. Onun çevresinde yan yana gelmek, hangi koşulda
olursa olsun kıymetli diye düşünüyorum. İlla tariflemek gerekir mi? Sen ne
düşünüyorsun?
Şehmus Ay: Bence de öyle. Bu biraz da her şeyi kendimizin hizasında tutma çabamızdan geliyor. Az önce de belirttiğim gibi çok organik bir örgütlenme, bazen gün gibi de örgütleniyorlar. Orada amaç kitapla buluşmak, kitabı buluşma aracı yapmak ve o kitabı okuyarak gerçekten tartışmak. Bazen de bilen birilerini mesela, örneğin o şehirde bir yazar varsa, bir şair varsa davet ediyorlar. Kitabın geleceğini kurtaracak olan çabalardan birisi olarak görüyorum. Elimden gelse hepsini kitap olarak finanse ederim. Kitaplarımızdan gönderirim. Tamamen gönüllü, yeter ki bu çaba sürsün.
- - Buradan Zuzu'ya da gelelim. Zuzu Kitap
kurulalı kaç yıl oldu?
Şehmus
Ay:
Bu yıl sekizinci yılımız.
- - Nasıl geçti bu sekiz yıl? Son günlerde
Zuzu Kitap'tan çıkan pek çok kitapla karşılaştım. Yeni yazarların eserlerinin
çıktığına tanıklık ediyorum. Sizin yolculuğunuz nasıl geçti?
Şehmus
Ay:
Başlangıçta, ilk bir iki kitapta acemiliklerimiz oldu. Yayıncılık sektörünün
bir parçası olarak editörlük yapıyordum, çok uzak olduğum bir sektör değildi
ama işin içine girince insanın karşısına bir sürü hem engel hem olanak çıkıyor.
Engel; bürokratik işler, teknik işler, ekonomik şeyler, görünmez barikatlar,
bariyerler var. Bunlar yıldırıcı şeyler. Ama direnirsen, direnmeye devam
edersen çok güzel şeyler de oluyor. Mesela; hiç tanımadığın bir insanın
metniyle karşılaşıyorsun. Öyle romanlar, öyle öyküler, öyle şiirlerle
karşılaşıyorum ki inanamıyorum. Mucize gibi geliyor bana. Çünkü normal
şartlarda sen alışıldık okuma düzenine devam ediyorsun, yayınlanmış, satışa
çıkmış, dağıtma sunulmuş kitapları okuyorsun. Ya da bazen editörsen eğer böyle
tanınmayan, bilinmeyen ya da bir yayınevinin tanıdığı bildiği bir yazarın
metinlerini, kitabını okuyorsun. Fakat burada hiç tanımadığın, belki de asla
karşılaşmayacağın, yollarının kesişmeyeceği birileriyle karşılaşıyorsun.
Onların romanlarını, şiirlerini okuyorsun. Bunun bize kazandırdığı deneyim,
bilgi, birikim, zenginlik müthiş bir şey.
Öte
yandan bu işi çok ağır ekonomik şartlarda sürdürüyoruz. Zar zor ayakta
duruyoruz. Zaten sadece bu işle geçimimizi sağlıyor olsaydık ayakta duramazdık.
Kendi imkânlarımızla sürdürüyoruz. Son ana kadar devam edeceğiz. Kesinlikle
yayıncılıktan geri durma, vazgeçme gibi bir niyetimiz yok.
- - Okurların tanıdık yazarların peşinden
gitmesi daha mümkün; yeni yazarlarla karşılaşmak, buluşmak için çabalayan
okurlar var mı?
Şehmus
Ay:
Öyle bir okur kesimi de var. Hep tanıdık, bildik, aşına olunan yazarların değil
de ilk çıkmış yeni sesleri duymaya meraklı okur kitlesi de var. Dediğim gibi bu
genel ekonomik kriz nedeniyle kitaba olan ilgi azaldı zaten. Ancak biz ne yapıyoruz?
Bazen imza günleri düzenliyoruz. Yazarlarla okurları buluşturuyoruz. Artık
dünya küresel bir köy haline geldi. Gerçi bu tespit yıllar önce yapılmıştı.
Bugün gerçeğe dönüştü. Online platformlarda buluşuyoruz. İmzalar, söyleşiler
yapıyoruz. Bir katılım, ilgi var. Bu şartlar da bizim için eli öpülesi bir
durum. Tabii ki daha iyisini arzu ediyor insan ama içinde bulunduğumuz şartlara
göre hiç fena değiliz.
- - Çok teşekkür ederim.
Şehmus
Ay:
Ben de teşekkür ederim.