Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen yıllık Taraflar Konferansı’nın otuz birincisi (COP31), Türkiye’nin ev sahipliğinde 9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecektir.
Geçtiğimiz yıl Brezilya’nın Belem kentinde düzenlenen COP30’da; iklim değişikliğiyle mücadelede gelinen aşama, yeni Ulusal Katkı Beyanları, iklim finansmanı ve ormansızlaşmanın durdurulması, biyolojik çeşitlilik kaybı, yerli halkların hakları gibi kritik başlıklar ele alınmış; bununla birlikte Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı’nın güncellenmiş hâlinin kabul edilmesi, uyum politikaları, adil geçiş ve doğa temelli çözümler de gündemin önemli başlıkları arasında yer almıştır. İklim değişikliğinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sosyal boyutlarıyla ele alınması ve özellikle kırılgan gruplarla birlikte değerlendirilmesi gerekliliği vurgulanmış; belirlenen iklim hedeflerinin sahada somut eylemlere ve uygulanabilir politikalara dönüştürülmesinin zorunluluğu öne çıkmıştır.
COP Süreci Neyi İfade Ediyor?
COP toplantıları, 1992 yılında Rio De Janeiro’da yapılan Dünya Zirvesinde kabul
edilen çok taraflı bir anlaşma olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği
Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate
Change -UNFCCC) kapsamında gerçekleştirilmektedir.
Bu konferanslar, küresel iklim politikalarının şekillendiği ve ülkelerin
ortak iklim eylemindeki ilerlemelerinin değerlendirildiği en kritik karar
platformudur.
COP7’de kabul edilen ve 16 Şubat 2005’te yürürlüğe giren Kyoto Protokolü,
küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadele amacıyla gelişmiş ülkelerin
sera gazı emisyonlarını azaltmasını hedefleyen uluslararası, bağlayıcı bir
anlaşmadır.
Aralık 2015’te COP21’de taraflar Paris Anlaşması’nı kabul etmiş; hükümetler
küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelerin 1,5°C üzerinde sınırlandırma
taahhüdünde bulunmuştur. Bu kararın ardından ülkeler;
- Emisyon
azaltımı,
- Enerji
verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımları,
- Atık
yönetimi ve döngüsel ekonomi,
- Ulaşımda
düşük karbon çözümleri,
- Su
kaynaklarının korunması
gibi başlıkları kentsel politika gündemlerinin merkezine taşımıştır.
Son yirmi yılda istikrarlı biçimde büyüyen COP toplantıları, bugün Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen en büyük yıllık organizasyonlar haline gelmiş.
COP31 ve Antalya İçin Anlamı
COP31, Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek; Avustralya
ise COP31 Müzakereler
Başkanı olarak görev üstlenecektir. Antalya’da,
EXPO 2016 alanında düzenlenmesi planlanan COP31’e, UNFCCC’ye taraf yaklaşık 197
ülkenin devlet delegasyonlarının yanı sıra;
- Belediyeler
ve yerel yönetimler,
- Üniversiteler
ve akademi dünyası,
- Sivil
toplum kuruluşları ve gençlik oluşumları,
- Özel
sektör ve iş dünyası
katılım sağlayacaktır.
Türkiye’nin öne çıkarması beklenen ana temalar şunlardır:
- Döngüsel
ekonomi ve atık yönetimi
- İklim
finansmanına erişim
- Tarım,
su ve gıda güvenliği
- Adil
dönüşüm ve gençlik katılımı
Şüphesiz bu önemli organizasyonun kentimizde düzenlenmesi; Antalya’nın
tarım, turizm, su yönetimi ve sürdürülebilirlik potansiyelini uluslararası
ölçekte görünür kılacaktır.
Ancak bu zirve yalnızca bir organizasyon başarısı olarak kalmamalıdır.
Antalya İçin Stratejik Bir Fırsat
COP31;
- Antalya’nın
uluslararası tanınırlığını artırmalı, Akdeniz coğrafyasındaki liderliğini
güçlendirmeli,
- Altyapı
ve ulaşım yatırımlarına güçlü bir ivme kazandırmalı,
- Sürdürülebilir
kentsel gelişmeyi ve iklime dirençli planlamayı teşvik etmeli,
- Kentsel
dönüşüm stratejilerinin bilimsel temelde oluşturulmasına katkı sağlamalı,
- Gençliği
sürecin öznesi haline getirmeli,
- Kent
sorunlarının çözümünde katılımcı bir müzakere kültürünü geliştirmelidir.
Bu süreçte sivil toplumun aktif katılımı büyük önem taşımaktadır. Yerel ve
ulusal politika gündemlerinin oluşumunda ortak akıl ve birlik ruhu belirleyici
olacaktır.
Somut Adımlar Atılmalı
Antalya, bu süreci bir vitrin olmanın ötesine taşıyarak somut dönüşümlere
odaklanmalıdır:
- İklime
dirençli ve sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu kent planlama
çalışmalarını hayata geçirmek,
- İl
bütününde Kentsel Yeşil Alan Strateji Belgesi hazırlayarak insan odaklı
planlama anlayışını güçlendirmek,
- Su
Yönetim Planı ile suyun adil ve sürdürülebilir kullanımını güvence altına
almak,
- Ulaşım
Ana Planı’nı düşük karbon çözümleri merkeze alacak şekilde güncellemek,
- Kentsel
dönüşümü rant odaklı değil; sağlıklı, güvenli ve eşit yaşam alanları
üretme hedefiyle yürütmek,
- Uluslararası
iklim hedeflerini yerel strateji belgelerine dönüştürmek ve pilot projeler
geliştirmek,
- Meslek
odalarının ve sivil toplum kuruluşlarının karar süreçlerine kalıcı biçimde
katılımını sağlamak,
- Güncel,
erişilebilir ve şeffaf kent verisi üretmek.
Nasıl Bir Antalya?
Antalya turizmin, tarımın, doğal ve kültürel güzelliklerin kenti olduğu
kadar,
- İklim
krizini yöneten ve dirençlilik kapasitesini sürekli arttıran,
- Karbon
salımını azaltan, sıfır atık temelli kalkınma modelini benimseyen,
- Döngüsel
ekonomi ilkelerini üretimden tüketime, atık yönetiminden kaynak
verimliliğine kadar tüm kentsel sistemlere entegre eden,
- Ekosistemini
koruyan,
- Planlama
kararlarını bilimsel temelde katılımcılıkla alan
öncü bir Akdeniz kenti olmalıdır.
Bu zirve yalnızca diplomatik metinlerle sınırlı kalmamalı; kentimizin
sürdürülebilir gelişimi için somut ve kalıcı dönüşümlerin başlangıcı olmalıdır.
COP31, Antalya için bir takvim etkinliği değil; geleceğimizi yeniden planlama fırsatıdır.
Dr. Ebru Manavoğlu / Şehir Plancısı (İTÜ)