Antalya'nın kamuoyu son birkaç gündür tek bir başlığın etrafında dönüyor: 7 Mehmet gidiyor mu, kalıyor mu? Gazeteci Fatih Altaylı'nın kaleme aldığı bir yazı, kentin belki de en çok fotoğraflanan sofrasını gündemin tam ortasına oturttu; ardından işletme yönetiminden aceleyle bir yalanlama geldi, ardından da sahibi Mehmet Akdağ'dan "yanlış anlaşılma" diline sarılan bir açıklama. Ama bu tartışmanın asıl kıymeti "gidiyor mu kalıyor mu" sorusunda değil; markanın, kendi krizini bir kira pazarlığının arkasına gizleyebiliyor olmasında saklı.
Kronolojiye bakalım. Altaylı, "Teke
Tek" adlı köşesinde 7 Mehmet'in Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne ait
Atatürk Kültür Parkı'ndaki mekânını kapatma kararı aldığını, bunun sebebinin
belediyenin talep ettiği kira artışı olduğunu ve markanın yolun İstanbul'da
devam edeceğini öne sürdü. 7 Mehmet yönetimi ise böyle bir kapanış kararının
söz konusu olmadığını, İstanbul'daki yeni şubenin Antalya'daki kökleri terk
etmek için değil, kentin lezzet mirasını daha geniş bir sahneye taşımak için
açıldığını duyurdu; övgü dolu ifadelerle süslenmiş bu açıklama, esasında hiçbir
somut güvence içermiyordu. Mehmet Akdağ ise "buradan hiçbir yere
çıkmıyorum" derken, meseleyi Milli Emlak, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Turizm
Bakanlığı ve bin dört yüzü aşkın hak sahibinin dahil olduğu çözümsüz bir
mülkiyet karmaşasına havale etti. Yani netlik yok, sorumluluk yok; sadece
herkesin kendini aklayabileceği bulanık bir zemin var.
Bu bulanıklığın kendisi bile bir itiraf
niteliğinde. Çünkü gerçekten sağlam, şeffaf ve kentiyle barışık bir kurum,
böylesi bir söylenti karşısında tek cümlelik bir açıklamayla işi bitirir. 7
Mehmet ise günlerce süren, duygusal cümlelerle yüklü, asıl soruyu -kira
meselesi gerçekten var mı, varsa neden bu kadar büyütüldü- cevapsız bırakan bir
savunma refleksine girdi. Bu, güçlü bir markanın değil, imajını korumaya
çalışan yorgun bir markanın tavrıdır.
Ve asıl mesele zaten kirada değil. 7 Mehmet'in
gerçek krizi sofrada, yıllardır orada. 1937'den bu yana üç kuşak taşınan bir
bayrak saygıyı hak eder; ama bugünkü 7 Mehmet, o mirası bir nostalji pazarlama
aracına indirgemiş durumda. Şikâyet platformlarında ve seyahat sitelerinde
birikenler tesadüf değil: yüksek fiyat, sıradan porsiyon, kuver adı altında
menüde yazmayan ek ücretler, ödediğiniz paranın karşılığında bir bardak çay
bile göremediğiniz bir servis anlayışı. Bir misafirin bin liraya yakın bir hesap
karşısında en ufak bir ilgi görmediğini anlatması, tek seferlik bir aksaklık
değil, sistematik bir kibrin göstergesi. Bu, "geleneksel lezzeti modernize
eden" bir mutfağın değil, kendi efsanesinin gölgesinde tembelleşmiş bir
markanın tablosu.
Kurucu Mehmet Bey'den oğluna, ondan da üçüncü
kuşağa devrolan mirasın trajedisi tam olarak burada. Reçete kâğıt üzerinde
devredilebilir; ama o reçeteyi hayatta tutan emek, alçakgönüllülük ve mutfağa
dair gerçek inat devredilemedi. Modernleşme iddiası, bir noktadan sonra sunumda
donuklaşıp fiyat etiketinde şişti; geriye kalan, "gurme mabedi" ilan
edilmiş bir vitrin oldu. Bu vitrin artık Antalya'nın gerçek mutfak kültürüne
değil, İstanbul'dan gelen misafiri etkilemeye, sosyal medyada paylaşılabilir
bir statü fotoğrafı üretmeye hizmet ediyor. Kentin adını taşıyan bir marka,
kentin damak zevkinden bu kadar kopabiliyorsa, sorun kiracılık değil,
kimliktir.
Ve tam da bu yüzden "Antalya'dan
ayrılıyor" haberi, beklenen o büyük yası yaratmadı. Sosyal medyada ve
kahve sohbetlerinde öne çıkan tepki, kayıp endişesinden çok, sabırsızlıkla
bastırılmış bir hesaplaşmaydı: "zaten eskisi gibi değildi",
"fiyatları çoktan hak etmiyordu", "belediye tavizsiz
davranıyorsa haklı olabilir." Bu tepki, markanın en çok korkması gereken
şeydir; çünkü bir kurumun gerçekten vazgeçilmez olup olmadığını, ancak gitme
ihtimaliyle karşılaşınca ölçebilirsiniz ve Antalya, bu sınavda 7 Mehmet'e
beklenen oybirliğiyle sarılmadı.
Sonuçta bu durum, bir kapanış krizi değil, bir
itibar krizidir. 7 Mehmet'in Antalya'da kalıp kalmayacağı hukuki süreçte
netleşecek; ama markanın Antalyalının gönlünde hâlâ eskisi kadar merkezi bir
yer tutup tutmadığı sorusu çoktan cevaplandı ve cevap, işletmenin duymak istediği
gibi değil. Kurucusunun alnındaki efsanevi yara izinden doğan hikâyeye duyulan
saygı, artık sofrada yaşatılmıyorsa, çürümeye başlamış bir nostaljiden
ibarettir. 7 Mehmet'in önündeki asıl sınav İstanbul'da yeni bir şube açmak
değil; Antalya'daki masasında, unuttuğu alçakgönüllülüğü ve gerçek lezzeti
yeniden bulabilmek.