Antalya kent merkezinin batısında büyük limana yaklaşık birkaç kilometre uzaklıkta bulunan Sıçan Adası doğal, tarihi ve simgesel özelliğiyle Antalya ilinin önemli bir adasını oluşturmaktadır.
Fotoğraf 1. Sıçan Adası’nın
Görünümü (Özgün.,2025)
Sıçan Adası, Antalya ilinin 11 adasından
birisidir. İl merkezine en yakın ada konumunda olan bu adanın yüzölçümü sadece
0,23 km2’dir. Ancak, bu küçük ada gerek yerel halk, gerekse ülke
kamuoyu tarafından yakından tanınmasına rağmen hakkında oldukça sınırlı sayıda
çalışma bulunmaktadır.
Sıçan Adası ile ilgili araştırmalarımın
başlangıcı, Antalya Balıkçı Barınağı Yer Seçimi Bilimsel Raporu hazırlık
aşamasında olmuştur. Bu süreçte benim de dahil olduğum ve çok değerli
hocalarımızdan oluşan bilim ekibi ile birlikte bizzat adaya ayak basarak
uzmanlık alanlarımıza göre analiz edip değerlendirme olanağına sahip olmuştuk.
Aslında adanın hikâyesi binlerce yıl
öncesine uzanmaktadır. Küçük boyutu ve yerleşime pek de uygun olmayan eğimli
arazisine karşın adanın henüz klasik çağlardan beri bazı gezgin yazarlarca
bahsedilmesi oldukça ilginçtir.
Adanın kayıtlarda bilinen en erken adı Lyrnateia’dır
ve bu ada, İÖ. 5. yy’.ın ortalarında yazan Pseudo-Skylaks’ta rastlanmaktadır.
Adanın Roma Dönemi’ndeki adı Attelebusa/Attelebussa’dır ve bu adlandırma
“Çekirge Adası” anlamına gelmektedir. Ortaçağ’da ise, öncelikle İtalyan
denizcileri için hazırlanmış olan bahriye namelerde ada Renathia, Aratia,
Arnatia, Ranatia ve benzeri adlar altında kayda geçmiştir.
Marino Sanudo’nun 1321 yılında kaleme
aldığı bir bahriye namede, denizcilerin adanın karşısında iyi içme suyu
bulabilecekleri de not edilmiştir. Söz konusu akarsu Küçük Çaltıcak Plajı’nın
kuzey kenarında denize ulaşan Acısu olmalıdır.
Piri Reis ise, 1522 yılında hazırladığı
bahriye kitabında burasının adını Güvercin Adası olarak vermiş ve adanın
Antalya Limanı’ndan on iki mil uzaklıkta olduğunu not düşmüştür. Aynı esere
eklediği haritada ise adanın adını Kuş Adası olarak belirtmiştir.
18. ve 19. yy. kaynaklarında adanın adı Raşat
olarak geçmektedir. Adanın eski çağlarda Arap donanması için bir süre donanma
üssü olarak kullanıldığı, Sultan Mehmet Reşat döneminde gemi sığınak yeri
olarak kullanıldığı da rivayet edilmektedir (Kaynak: Balıkçı Barınağı Kara ve
Su Altı Arkeolojisi Raporu (B.B.Raporu 2009)).
Günümüzde kullanılan "Sıçan
Adası" adının ise iki farklı rivayeti vardır. Birincisi, adanın uzaktan
bakıldığında bir sıçanı andıran jeomorfolojik şeklidir. İkincisi ise geçmişte
adada çok sayıda farenin yaşadığına ilişkin anlatılardır.
Sıçan Adası Antalya’nın traverten falez
sisteminin deniz içinde kalmış doğal bir uzantısıdır. Binlerce yıldır devam
eden jeolojik süreçler; traverten oluşumu, tektonik hareketler, deniz
seviyesindeki değişimler ve dalgaların aşındırıcı etkisiyle bu küçük adayı
bugünkü görünümüne kavuşturmuştur.
Ada, Antalya'nın en etkileyici kıyı
peyzajlarından birinin tam merkezinde yer almaktadır. Karşısında Beydağları'nın
görkemli silueti yükselirken, çevresini Akdeniz'in masmavi suları ve
Olimpos-Beydağları Sahil Milli Parkı'nın doğal dokusu sarmaktadır. Üzerini
kaplayan tipik Akdeniz bitki örtüsü, kayalık kıyıları, su altı mağaraları ve
zengin deniz ekosistemiyle adeta küçük bir doğa laboratuvarı niteliğindedir.
Fotoğraf 2. Sıçan Adası'nın Antalya
Körfezi'nden Görünümü (Özgün.,2026)
Üzeri tipik Akdeniz bitkileri ile kaplı
olan Sıçan Adası’nın sahile bakan batı yakası sığ bir derinliğe sahip olup, dip
yapısı genelde kumdur. En ilgi çekici bölümü kuzey doğu yakasıdır ve kayalık
dip yapısı 22 metreye kadar inmektedir. Adanın güney tarafında 15 m. derinlikte
bir sualtı mağarasının bulunduğu çeşitli kaynaklarca ifade edilmektedir.
Antalya Limanı çıkışında Sarısu
Mevkiinden Beldibi Tüneline kadar olan ve Sıçan Adasını da içine alan bölge
23.09.1999 tarih ve 4345 sayılı karar ile I. Derece Doğal Sit alanı ilan
edilmiştir. Doğal sit gerekçesi; Antalya-Sarısu-Beldibi arası kıyı bandının
jeolojik ve jeomorfolojik oluşumu ve bitki örtüsü ile sahip olduğu üstün peyzaj
nitelikleridir.
Antalya kent çevresinin simge
peyzajlarından (“land mark” ) biri olan Sıçan Adası, sadece doğal değil,
tarihi arkeolojik yapısıyla da önem taşımaktadır. Sıçan Adası’nın üzerinde çok eski dönemlere
kadar uzanan tarihsel kalıntılar yer almaktadır. Antalya Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 30.03.2006 gün ve 878 sayılı kararı ile aynı
zamanda I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak belirlenmiştir. Bu nedenle Sıçan
Adası kültürel peyzaj özelliğiyle de önemli bir adadır.
Fotoğraf 3. Adadaki tarihi kalıntılar
(B. B. Raporu, 2009)
Yapılan araştırmalar burada antik
dönemlere ait duvar kalıntılarının bulunduğunu göstermektedir. Deniz altında
görülen yapı izleri ise adanın tarih boyunca deniz ticaretinin kontrolünde ve
kıyı savunmasında önemli bir rol üstlendiğini düşündürmektedir. Yakınındaki
Onobara Antik Kenti ile birlikte değerlendirildiğinde Sıçan Adası, Antalya'nın
binlerce yıllık tarihinin sessiz tanıklarından biridir.
Fotoğraf 4. Adadaki tarihi kalıntılar
(B.B. Raporu, 2009)
Doğal ve kültürel mirasın iç içe geçtiği
bu özel alan, aynı zamanda önemli bir kuş yaşam alanıdır. Özellikle Bern
Sözleşmesi ile koruma altında bulunan Akbaş martılar burada koloni hâlinde
üremekte, gecelemekte ve dinlenmektedir. Bu özelliğiyle ada yalnızca insanlar
için değil, yaban hayatı açısından da vazgeçilmez bir yaşam alanıdır.
Fotoğraf 5. Adada Akbaş martıya ait yuva
ve yumurta (B. B. Raporu, 2009)
2012 yılında yapımı başlanan 2013
yılında tamamlanan Antalya Balıkçı Barınağı Antalya - Kemer Karayolunun Sıçan
Adası mevkii, Olimpos-Beydağları Sahil Milli Parkı sınırları içerisinde kalan
bir bölgede yer almaktadır. Antalya Balıkçı Barınağı Sıçan Adası’na sadece
350m. mesafede bulunmaktadır. Barınağın inşa edildiği 26 hektarlık dolgu alanı,
çam ormanlarıyla bütünleşmiş eşsiz güzellikteki bu kıyılara ciddi bir müdahale
getirmiştir.
Fotoğraf 6. Sıçan Adası Konumu (Google
Earth,2026)
Antalya'nın batı kıyıları bugün hâlâ
dünyanın en etkileyici kıyı peyzajlarından biridir. Bu peyzajın en önemli
simgelerinden biri olan Sıçan Adası'nın doğal, tarihi ve peyzaj değerlerinin
sürdürülebilirliği büyük önem taşımaktadır.
Bir gün yolunuz Antalya–Beldibi
güzergahına düşerse, eşsiz doğal güzelliklerin arasında tüm sadeliğiyle duran
bu küçük adaya bir kez daha dikkatle bakın. Günün herhangi bir saatinde, irili
ufaklı teknelerin eşlik ettiği manzarasında, martıların sesleri arasında size
anlatmak istediği bir hikâyesi vardır.
O hikâye; milyonlarca yıllık jeolojik
oluşumun doğanın, tarihin, canlıların iç içe geçtiği, eşsiz manzarasıyla insanı
büyüleyen, Antalya kimliğinin sessiz ama vazgeçilmez bir parçası olan Sıçan
Adası’nın hikayesidir
Yazıya katkılarından dolayı Akdeniz
Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr.
Veli Ortaçeşme’ye teşekkür ederim.
Dr. Ebru Manavoğlu / Şehir Plancısı (İTÜ)
Dr. Ebru Manavoğlu'nun diğer yazıları için linke tıklayınız