Türkiye turizminde uzun zamandır konuşulmayan ama giderek daha görünür hale gelen bir gerçek var: Üç yıldızlı oteller yeniden değer kazanıyor.
Tur operatörlerinin fiyat listelerine
biraz dikkatle bakıldığında bu açıkça görülüyor. Avrupa pazarında rekabetçi
fiyat sunabilen tesislerin önemli bir bölümü hâlâ iyi işletilen 3 yıldızlı
oteller.
Buna karşılık yıllardır turizm
bölgelerinde neredeyse tek yatırım modeli hâline gelen 5 yıldızlı otel furyası
bugün sektörün en önemli yapısal sorunlarından birini oluşturuyor.
Ancak piyasa hiçbir zaman bu kadar büyük
bir üst segment kapasitesini dolduracak talep üretmedi.
Bugün yaşanan fiyat baskısının, düşük
kârlılığın ve sürekli indirim sarmalının önemli nedenlerinden biri yalnızca
artan maliyetler veya döviz kuru değildir. Sorunun temelinde yanlış planlanmış
arz yapısı bulunmaktadır.
Üstelik mevcut ekonomi politikaları da
bu baskıyı artırmaktadır. Döviz kurunun enflasyonun gerisinde kalması ve
yabancı para üzerinden yüksek faiz politikalarının devam etmesi, en azından
önümüzdeki bir yıl boyunca sektör üzerindeki maliyet baskısını sürdürecek gibi
görünüyor.
Bu baskı yalnızca otelleri etkilemiyor.
Tur operatörleri, seyahat acenteleri,
transfer şirketleri ve destinasyondaki tüm hizmet sağlayıcıları aynı ekonomik
sıkışmışlığın içinde faaliyet göstermeye çalışıyor.
Bugün sektörde birçok kişi çözümü
Bakanlıktan veya meslek örgütlerinden bekliyor. Ancak açık söylemek gerekir ki
güçlü bir kamuoyu talebi ve sektörün ortak hareket etme iradesi oluşmadan
kapsamlı bir dönüşüm beklemek gerçekçi görünmüyor.
Türkiye’nin pahalı bir destinasyona
dönüşmesini yalnızca fiyat indirimleriyle durdurmak mümkün değildir.
Asıl ihtiyaç duyulan şey konaklama
arzının yeniden dengelenmesidir.
Teknolojik altyapısı güçlü, enerji
verimliliği yüksek, standartları iyi belirlenmiş çağdaş 3 yıldızlı otellerin
sayısı artırılmalıdır. Bazı bölgelerde talebin altında kalan 5 yıldızlı
tesislerin ise yeniden konumlandırılarak 4 veya 3 yıldız segmentinde faaliyet
göstermesi, işletme maliyetlerini düşürürken pazara yeni bir dinamizm
kazandırabilir.
Türkiye uzun yıllar orta gelir
grubundaki turistlere “5 yıldız tatil” hayalini başarıyla sattı. Bu strateji
ülkeye önemli başarılar getirdi. Ancak dünya değişti.
Bugünün turisti her zaman daha fazla
lüks değil; daha fazla fiyat-performans dengesi, samimiyet, deneyim ve
erişilebilir kalite arıyor. İşte bir örnek olarak son 2 yılda Tatil için Yunan
adalarına giden Türk turistler, hangi 5 yıldızlı otelde tatil yaptılar? Hepimiz
biliyoruz ki Türkiye 2/3 yıldız standartlarını bile zor yakalayan temiz ama
kimlikli konaklama tesislerinde memnuniyetle kaldılar.
Geçmişten de bir örnek vereyim;
Tursem...
Başladığı yıllarda İskandinav pazarında
hep 2-3-4 yıldızlı otellerle çalıştı ve diğer rakipleriyle fark yarattı.
Turizmde sürdürülebilirlik, her
yatırımın lüks olmasıyla değil; hedef pazara uygun, gerçek talebe göre
planlanmış tesis çeşitliliğiyle sağlanır.
Belki de Türk turizminin yeniden rekabet
gücü kazanabilmesi için artık şu soruyu cesaretle sormanın zamanı gelmiştir:
Gerçekten daha fazla beş yıldızlı otele
mi ihtiyacımız var, yoksa doğru yerde, doğru maliyetle çalışan daha fazla üç
veya dört yıldızlı otele mi?
Görüşlerinizi bekliyoruz...