Yeni Yaşam Olguları: Longevity, Biohacking ve Yaşam Biçimi

Yayın: 29.07.2026 16:15 Güncelleme: 29.07.2026 18:35 Kaynak: Haber Merkezi

WELLS 360 Well Living Tasarım, Dönüşüm ve İşletme Danışmanlığı Kurucu Ortağı ve Projeler Yöneticisi Gamze Gürses; Bir mekânın insan üzerindeki etkisinin yalnızca görünen tasarım unsurlarıyla açıklanamayacağını söylüyor: Gürses, Well-Living’in yalnızca bireysel sağlıklı yaşam alışkanlıklarından oluşmadığını; insanın içinde bulunduğu fiziksel, sosyal ve çevresel koşulları da kapsadığını ifade ediyor.

WELLS 360’ın disiplinlerarası yaklaşımı; Projeler Yöneticisi ve Eğitim Yönetimi Uzmanı Gamze Gürses’in sağlık sektörü deneyimini, Elektrik-Elektronik Mühendisi İbrahim Aydın Altunordu’nun teknik uzmanlığını, Genetik Uzmanı Beril Koparal’ın bilimsel birikimini ve proje geliştirme deneyimini girişimci Yasemin Durmaz’ın alandaki uygulamaları ile bir araya getiriyor. Bu röportajda da WELLS 360 Kurucu Ortağı ve Projeler Yöneticisi Gamze Gürses ile söyleşeceğiz. Gürses, eğitim yönetimi alanındaki uzmanlığını ve sağlık sektöründe uzun yıllara dayanan yöneticilik deneyimini Well-Living projelerinin geliştirilmesi ve yürütülmesine taşıyor. WELLS 360’ın diğer kurucu ortakları ise elektrik-elektronik mühendisi İbrahim Aydın Altunordu, genetik uzmanı Beril Koparal ve girişimci Yasemin Durmaz; ekip, farklı disiplinlerden gelen uzmanlıklarını insan sağlığı, yaşam kalitesi ve mekân deneyimini birlikte ele alan ortak bir yaklaşımda buluşturuyor.


- Healthspan” ile “yaşam süresi” arasındaki farkı, sıradan bir okuyucuya nasıl anlatırsınız? Bu ayrımın gündelik hayatımızda somut bir karşılığı var mı?

Bence bu sorunun en önemli noktası, lifespan (yaşam süresi) ile healthspan (sağlıklı yaşam süresi) kavramlarını karşı karşıya getirmek yerine birbirini tamamlayan iki kavram olarak anlatmakYaşam süresi (lifespan) bize kaç yıl yaşadığımızı söylerken, Healthspan yani sağlıklı yaşam süresi ise o yılların ne kadarını bağımsız, üretken, zihinsel ve fiziksel olarak iyi durumda geçirdiğimizi ifade eder. 

  - Aslında aradaki fark oldukça basit bir soruda gizli: Sadece daha uzun yaşamak mı istiyoruz, yoksa daha uzun süre iyi yaşayabilmek mi?

 Bugün tıp dünyasında da giderek daha fazla konuşulan konu tam olarak bu. Çünkü ortalama yaşam süresi birçok ülkede uzarken, kronik hastalıklarla geçirilen yıllar da artıyor. Başka bir ifadeyle insanlar daha uzun yaşıyor; ancak her zaman daha sağlıklı yaşamıyor. Healthspan yaklaşımı, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmeye odaklanmak yerine, sağlığın mümkün olduğunca uzun süre korunmasını hedefleyen koruyucu sağlık ve sağlıklı yaş alma anlayışıyla örtüşüyor. Bu nedenle bugün beslenme, hareket, kaliteli uyku, stres yönetimi, bilişsel aktivite, sosyal ilişkiler ve yaşadığımız fiziksel çevre artık yalnızca yaşam kalitesini artıran unsurlar olarak değil; healthspan'i etkileyen temel belirleyiciler olarak değerlendiriliyor.


Bunun gündelik hayattaki karşılığı ise yalnızca kimin daha hareketli ya da daha dinç göründüğü üzerinden değerlendirilmemeli. Çünkü genetik yapı, kronik hastalıklar, geçirilen kazalar, yaşam koşulları ve sağlık hizmetlerine erişim gibi birçok etken kişiden kişiye değişir. Olupthspan açısından asıl soru, kişinin herhangi bir hastalığının olup olmaması değil; mevcut sağlık koşulları içinde fiziksel, zihinsel ve sosyal işlevlerini ne ölçüde koruyabildiğidir. Örneğin kronik bir hastalığı bulunan bir kişi, doğru tedavi, düzenli takip ve uygun yaşam koşulları sayesinde uzun yıllar bağımsız, üretken ve sosyal bir yaşam sürdürebilir. Başka bir kişi ise belirgin bir hastalık tanısı bulunmamasına rağmen kas gücü kaybı, uyku bozukluğu, hareketsizlik ya da bilişsel gerileme nedeniyle günlük yaşamında daha erken desteğe ihtiyaç duyabilir. İki kişinin toplam yaşam süresi benzer olsa bile sağlıkla, işlevsellikle ve bağımsızlıkla geçirdikleri süre aynı olmayabilir. Healthspan ile lifespan arasındaki farkı belirleyen temel nokta da budur. Kısacası longevity yaklaşımının temel sorusu, "Kaç yıl yaşadığımız?" değil; "Yaşadığımız yılları nasıl geçirdiğimiz?" sorusudur. Çünkü gerçek hedef, ömrü uzatmanın yanında yaşamın niteliğini de koruyabilmektir.


-        Longevity odaklı konaklama tesislerinde bir misafirin tatile “biyolojik yaşını ölçtürerek” başlaması, sizce tatil kavramını nasıl dönüştürüyor?

Bir tatilin biyolojik yaş ölçümüyle başlaması, tatili yalnızca dinlenmek ve günlük hayattan uzaklaşmak için geçirilen bir zaman olmaktan çıkarıyor. Kişi, aynı zamanda kendi bedenini daha yakından tanıdığı ve sağlığıyla ilgili önemli bazı ipuçları aldığı bir sürecin içine giriyor.

Geleneksel tatil anlayışında çoğu misafire benzer seçenekler sunulur: iyi yemek, spa, uyku, dinlenme… Longevity odaklı bir tesiste ise kişinin uyku düzeni, kas gücü, metabolik durumu, stres seviyesi, hareket kapasitesi ve bazı biyolojik göstergeleri dikkate alınarak uygulanan program kişiselleştirilir. Dolayısıyla aynı otelde kalan iki kişi, ihtiyaçları farklı olduğu için aynı deneyimi yaşamaz.

Biz Wells 360 ekibi olarak bunu yalnızca hizmetlerle değil, mekânın kendisini de sağlık deneyiminin bir parçası hâline getirerek ele alıyoruz. Çünkü bir yapının sağlığı desteklemesi, sadece içinde sunulan hizmetlerle değil; su, ışık, ses ve çevresel koşulların nasıl kurgulandığıyla da ilgilidir. Bu nedenle projelerimizde moleküler hidrojen zengini su sistemleri, red light terapi, human-centric lighting (insan odaklı aydınlatma), elektromanyetik yükü azaltmaya yönelik EMF (elektromanyetik alan) koruma çözümleri ve ses temelli nöromodülasyon uygulamaları gibi bilimsel temeli bulunan farklı yaklaşımları, yapının kullanım amacına ve kullanıcı profiline göre bütüncül bir tasarım anlayışı içinde değerlendiriyoruz. Amaç, tek bir teknoloji sunmak değil; insanın biyolojik ritmini destekleyen, daha sağlıklı bir yaşam deneyimi oluşturabilecek çevresel koşulları tasarlamaktır.

Tatil anlayışının değiştiği bu modelde insan yalnızca "Nasıl dinlenirim?" diye düşünmüyor; aynı zamanda kendine "Bedenim şu anda nasıl bir durumda?" ve "Yaş alma sürecimi daha sağlıklı nasıl yönetebilirim?" sorularını sormaya başlıyor. Böylece tatil, birkaç gün iyi hissettiren bir mola olmaktan çıkıp, günlük yaşama taşınabilecek sağlıklı alışkanlıkların ilk adımına dönüşüyor.

Tabii biyolojik yaş konusu dikkatli ele alınmalı. Bu, nüfus cüzdanındaki yaş gibi kesin ve değişmez bir sayı değil. Kullanılan ölçüm yöntemine ve değerlendirilen biyolojik göstergelere göre sonuçlar değişebilir. Bu nedenle biyolojik yaş ölçümü kişiyi genç ya da yaşlı olarak tanımlamak için değil, mevcut durumu daha iyi anlamak ve önerileri kişiselleştirmek için kullanılmalı. Uzman değerlendirmesi, bilimsel güvenilirlik ve kişisel verilerin korunması da bu sürecin vazgeçilmez parçalarıdır.

Bence bu yaklaşım, tatili hayattan kısa süreli bir kaçış olmaktan çıkarıp kişinin kendi bedeniyle yeniden bağ kurduğu bir sürece dönüştürüyor. Misafir tesisten yalnızca dinlenmiş olarak değil, kendisi hakkında daha fazla şey öğrenmiş ve hayatına uyarlayabileceği birçok somut alışkanlık kazanmış olarak ayrılıyor.

 -        Biohacking’i eleştirenler, sağlığı bir performans metriğine indirgediğini söylüyor. Siz bu eleştiriye katılıyor musunuz?

Öncelikle biohacking'i doğru tanımlamak gerekiyor. Bence biohacking, insanın kendi bedenini daha iyi tanıması için bilimsel verilerden, teknolojiden ve yaşam tarzı uygulamalarından yararlanmasıdır. Buradaki amaç, bedeni bir makine gibi yönetmek değil; onu daha bilinçli tanımaktır. Eleştirilere ise tamamen haksız diyemem. Çünkü biohacking bazen sosyal medyada yalnızca skorların konuşulduğu bir alana dönüşebiliyor. Uyku puanı, HRV değeri, glikoz grafiği ya da kaç dakika soğuk suya girildiği, sağlığın önüne geçebiliyor. O noktada gerçekten sağlık, performans metriklerine indirgenmiş oluyor.

Ama bence biohacking'in özü bu değil. Biohacking, kişinin kendine ait verileri gözlemleyerek kendi örüntülerini keşfetmesini sağlar. Örneğin aynı beslenme düzeninin, aynı egzersizin ya da aynı uyku süresinin herkeste aynı sonucu oluşturmadığını görmeye başlarız. Ölçülebilir veriler burada bir amaç değil, farkındalık oluşturan bir geri bildirim mekanizmasıdır. 

Daha da önemlisi, bu süreç zamanla bir ritüele dönüşür. İnsan daha düzenli uyumaya, hareket etmeye, nefes çalışmalarına zaman ayırmaya ya da sabah güneş ışığı almaya başlar. İlk başta bunu veriler için yaparken, bir süre sonra daha iyi hissettiği için sürdürür. Bence biohacking'in terapötik tarafı da tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü kişi yalnızca bedenini değil, kendi davranışlarını da tanımaya başlıyor. Ben biohacking'i "kendini optimize etmek"ten çok, "kendini tanımak" olarak görüyorum. Çünkü sağlıklı yaş almak, mükemmel verilere sahip olmak değil; kendi bedenini dinlemeyi öğrenmek ve bunu sürdürülebilir alışkanlıklara dönüştürebilmektir. Veriler bize yön gösterirken, yaşamın merkezinde her zaman insanın kendisi olmalıdır. 

-        Dijitalsiz iyi oluş (analog wellness) ile topluluk refahı arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz; biri diğerini zorunlu kılıyor mu? 

Önce analog wellness’ı kısaca açıklamak gerekirse; dijital araçları tamamen hayatımızdan çıkarmak değil, teknolojiyle kurduğumuz ilişkiye bilinçli sınırlar koymak diyebiliriz. Ekrandan, bildirimlerden ve sürekli çevrim içi olma hâlinden zaman zaman uzaklaşarak dikkati yeniden bedene, çevreye ve gerçek ilişkilere yöneltmeyi amaçlar. Topluluk refahı (community wellbeing) ise yalnızca bireylerin ayrı ayrı iyi hissetmesi değildir. İnsanların birbirleriyle güvenli bağlar kurabildiği, ait hissettiği, paylaşabildiği ve birlikte hareket edebildiği bir sosyal iyilik hâlidir. Bu iki kavram arasında doğal bir bağ var. Çünkü ekranlar azaldığında insanlar birbirlerini daha fazla fark etmeye, dinlemeye ve birlikte zaman geçirmeye başlıyor. Ortak bir yemek, yürüyüş, sohbet, atölye ya da sessizce aynı ortamda bulunmak bile sosyal bağı güçlendirebiliyor. Dijitalsiz alanlar, dikkatin bölünmediği ve temasın daha gerçek olduğu karşılaşmalara yer açıyor. 

Ancak biri diğerini zorunlu kılmaz. Dijital araçlar doğru kullanıldığında toplulukları bir araya getirebilir, bilgi paylaşımını kolaylaştırabilir ve özellikle fiziksel olarak aynı yerde bulunamayan insanlar için güçlü bir bağ kurabilir. Sorun teknolojinin kendisi değil; ilişkilerin yerini almaya başladığı noktadır. Analog Wellness’ı topluluk refahının şartı değil, onu destekleyen bir araç olarak görmek gerektiğini düşünüyorum. Asıl mesele dijitali tamamen reddetmek değil; insan temasını, birlikte üretmeyi ve aidiyet duygusunu yeniden merkeze alabilecek alanlar yaratmaktır. 

Bu nedenle yalnızca dijitalsiz alanlar oluşturmak değil, dijitalin bulunduğu alanlarda da bazı teknik ve mekânsal önlemler almak gerekir. Örneğin ekran sürelerini ve bildirim yoğunluğunu sınırlamak, gece saatlerinde mavi ışık maruziyetini azaltmak, insan odaklı aydınlatma kullanmak, cihazları dinlenme ve sosyalleşme alanlarından uzaklaştırmak, kablosuz ağ ve elektronik ekipman yerleşimini dikkatli planlamak, mümkün olan yerlerde elektromanyetik maruziyeti azaltmaya yönelik çözümler geliştirmek bu yaklaşımın bir parçasıdır. Böylece teknoloji tamamen dışlanmadan; insan biyolojisine, dikkat kapasitesine ve sosyal ilişkilere daha uyumlu hâle getirilir. 

-        Zillow verilerine göre ev ilanlarında “wellness” kullanımı yüzde 33 arttı. Evlerin yeni gözde köşesinin artık sinema salonu değil sauna ve soğuk su havuzu olması, sizce evle kurduğumuz ilişki hakkında ne söylüyor?

Bence bu değişim, insanların evden beklentisinin köklü biçimde değiştiğini gösteriyor. Eskiden ev daha çok barınma, güvenlik ve konforla ilişkilendirilirdi.

Bitirirken

 

Röportajı bitirtirken bir değerlendirme yapalım. Bu konuda bir uzman görürü de almak istedik. WELLS 360 Well Living Tasarım, Dönüşüm ve İşletme Danışmanlığı Kurucu Ortağı ve Projeler Yöneticisi Gamze Gürses; Bir mekânın insan üzerindeki etkisinin yalnızca görünen tasarım unsurlarıyla açıklanamayacağını söylüyor:

 

Gürses, Well-Living’in yalnızca bireysel sağlıklı yaşam alışkanlıklarından oluşmadığını; insanın içinde bulunduğu fiziksel, sosyal ve çevresel koşulları da kapsadığını ifade ediyor:

 

“Beslenme, hareket, uyku ve stres yönetimi elbette çok önemli. Ancak insan günün büyük bölümünü belirli yapıların içinde geçiriyor. Dolayısıyla yaşadığımız çevrenin sağlığımızdan bağımsız olduğunu düşünemeyiz. Well-Living; mimarlık, iç mekân tasarımı, halk sağlığı, davranış bilimi, nörobilim, sürdürülebilirlik ve yapı teknolojilerinin aynı insan için birlikte çalışmasını gerektiren disiplinlerarası bir alan. WELL Building Standard gibi uluslararası yaklaşımlar da hava, su, ışık, ses, termal konfor, materyaller, hareket, zihin ve topluluk gibi başlıkların birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor.”

 

Yeni Yaşam Olguları: Longevity, Biohacking ve Yaşam Biçimi
WELLS 360 Well Living Tasarım, Dönüşüm ve İşletme Danışmanlığı Kurucu Ortağı ve Projeler Yönetici...
Antalya Tarımının Hafızası BATEM, Stratejik Ürünleriyle Geleceği Aydınlatıyor
1 Nisan 1933 yılında, Atatürk’ün sağlığında kurulan, Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü (B...
“Antalya kitapla bağı güçlü olan bir şehir”
Bir süredir fullantalya için kitap seçkisi hazırlayan Zuzu Kitap’ın kurucusu, yazar, editör Şehmu...
Gastronomide Güçbirliği…
Antalya Gastronomi İnisiyatifi basın lansmanıyla çalışmalarına start verdi.
Şair-Yazar Şükrü Erbaş’la Antalya’yı, kentli insanı ve sokağı konuştuk