Antalya’ya dışarıdan bakanlar, “Deniz var, güneş var, sakin, dingin, portakal çiçeği kokusu da cabadı… Daha ne istiyorsunuz?” diye sorabilir.
Biz de gülümseriz.
Çünkü biliriz ki Antalya’da yaşamak, tatilde olmak değildir.
Sabah işe giderken Lara’dan Konyaaltı’na bir çırpıda gideceğini sanırsın ama trafik sana “Sen önce bir sakin ol” der.
Otobüs beklersin. Güneş senden önce durağa gelir.
Arabanı park edecek yer ararsın. Bulduğunda, sanki belediye sana arsa tahsis etmiş gibi sevinirsin.
Yağmur yağarsa şehir birkaç saatliğine Venedik’e özenir.
Yazın mı?
Temmuz, Ağustos ve bazen Eylül birleşip insana fırında yaşamanın nasıl bir şey olduğunu uygulamalı anlatır.
Bir de dünyanın dört bir yanından gelen turistlerimiz var…
İlk gün denize hayran kalırlar.
İkinci gün gün batımına.
Üçüncü gün tıpkı bizim gibi adisyonlara….
Antalya’nın garip bir huyu vardır; insanı önce kızdırır, sonra eşsiz güzellikleriyle gönlünü alır.
Sabah sosyal medyadan;
“Bu trafik çekilmiyor.”
“Kiralar uçmuş.”
“Yollar yine kazılmış.”
“Toplu taşıma yetersiz” diye sitem ederiz, akşamda Konyaaltı Sahili’nde çekirdek çitleyip gün batımını izleriz…
Tabii ki “Yine de dünyanın en güzel şehri Antalya…” deriz.
Biz biraz böyleyiz.
Şikâyet etmeyi severiz, ama Antalya’yı daha çok.
Bütün bunların üzerinde, Antalya’da yaz akşamlarının değişmeyen bir ritüeli var.
Saat yedi olur.
Sonra sekiz…
Herkes aynı soruyu sormaya başlar.
“Rüzgar çıktı mı?”
Balkon kapıları açılır.
Perdeler kontrol edilir.
Ağaç yaprakları izlenir.
Telefondan hava durumuna bakılır.
Sanki meteoroloji değil de piyango sonucu beklenmektedir.
Çünkü Antalya’da yazın en güvenilir kamu hizmeti, belediyelerin asfalt çalışması değil; Toroslar’dan usulca inen o serin akşam esintisidir.
Biz ona “Manavgat çıktı” deriz.
Klimaların bile yetişemediği sıcağı, hiçbir ihale almadan, hiçbir bütçe istemeden birkaç dakikada unutturur.
İnsan düşünmeden edemiyor…
Belki Antalya’nın bütün sorunlarını çözmek yıllar alacak.
Belki trafik yine artacak.
Belki kiralar konuşulacak.
Belki turist yine hesabı görünce su yerine derin bir nefes isteyecek.
Ama akşam olunca herkes aynı umutla gökyüzüne bakacak.
Çünkü bu şehirde umut şimdilik en azından bir proje değil… Bir serinlik.
Ve Antalyalı bilir ki…
Ne kadar bunaltırsa bunaltsın, şehrinin gönül alma şekli de kendine hastır.
Önce güneşle sabrını sınar.
Sonra Toroslar’dan küçük bir özür gönderir.
Antalya’nın en güzel yanı trafiğiyle, sıcağıyla bütün gün seni bunaltıp, akşam küçük bir rüzgarla gönlünü almayı bilmesidir.